Tedirgin bekleyiş

Hastayım, en azından iyileşmekte olan bir hastayım diyeyim.. Tam da masamda yapılmayı bekleyen işler birikmişken hasta olmak hiç de adaletli sayılmaz, işe gitmek istediğiniz bir zamanda işe gidememek o kadar da hoş değil. Ev de dağıldı iyice. İlk taşındığım günlerde gösterdiğim özenin ne zaman ortadan kalkacağını merak ediyordum. Tahmin ettiğim gibi üç ay sonra asla... Continue Reading →

Acayiplikler

Bazen kendimi başka bir gezegenden gelmiş gibi hissediyorum. Bana bu kadar acayip ve hastalıklı gelen düşüncelerin çoğu insan için bu kadar normal olması ilginç ama yalnız olmadığımı biliyorum benim gibi çok sayıda insan var. Şaşkın, uyumsuz çoğu zaman kızgın insanlar... Neyse şu sıralar aklımda şunlar geziniyor:1- İnsanların yaşlılıktan bu kadar korkmaları çok acayip. Yani gerçekte... Continue Reading →

pazar sabahı…

İstanbul yağmurlu... Pazar rehaveti sarmışken ruhumu, uzandığım yerden gökyüzünden onca yolu aşarak benim camıma kavuşmayı seçen yağmur damlalarını izliyorum. Karşı apartmandaki, çamaşırları toplamayı unutmuş. İstanbul'a geldiğimden beri kim bilir kaçıncı kez "Bu haftasonu kar gelecekmiş" cümlesiyle kapattığım haftanın sonunda yine kar falan gelmedi. Oysa Ankara'da kar gelecekse hiç sektirmez, geliverir. Geçen hafta Eminönü'nde Feriköy otobüsüne gelinlikle... Continue Reading →

okur-yazar…

 Son yazımdan sonra hayatıma Jules Verne'in Macellanya'sı ve Halit Hüseyni'nin Uçurtma Avcısı ile döndüm. Gerçek dünyaya dönmek için kurguya sığınmak iyi bir yol bana kalırsa. Aslında vücudun ihtiyaç duyduğu şeyi istemesi gibi zihin de kendi ihtiyacını hissettiriyor. Mesela, ne zaman hayatın bence hiç de gerçek kısmı olmayan işe gidip gelme, günlük otomatik davranışları tekrarlama hali... Continue Reading →

Rapor…

Neredeyse hiçbir şey okumadan geçirilen üç ayın sonunda yazacak bir şeylerimin olması biraz garip olabilir ama garip de olsa var yazacaklarım. Gerçekten son üç ayım doğru dürüst bir şey okumadan geçti. Ucundan kenarından karıştırılan birkaç kitap sadece... Günlük olağan aktivitelerine devam etmek için gerekli koşulları oluşturmak gibi zorunluluklar peşinde koşan bendeniz, üç ayı boşlukta sallanarak... Continue Reading →

Kurban…

Sabah uyanmakla güne başlamak arasında kalan yatakta miskinlik anlarında geleceğe dair heyecanlı pembe planlar kurmam elbette daha normal bir davranış olurdu ama nedense sabah sabah şu kurban meselesi takılıverdi aklıma. Çevremdeki insanların bir kısmı kurban geleneğini ya da ibadetini sürdürmeyi savunmaktayken diğer kısım toplu hayvan kesiminin insanlık dışı olduğu fikrinde.Sabah bu konuda aklımdan geçenlere gelince...Öncelikle... Continue Reading →

Direnmek…

Yeni bir kentte yeni bir hayata başlamanın güzel yanları olduğu kadar can sıkıcı yanları da var. Hele İstanbul'da ev aramak, insanı kısa sürede canından bezdirebiliyor. Nitekim beni bezdirdi. Neyse ki sonunda kendimi içine atabileceğim hoş bir daire bulabildim. Şimdi Fight Club'un kehaneti doğru ise ileride bana sahip olacak eşyalara sahip olma aşamasına geçtim. Aslında ilginç... Continue Reading →

Soru…

Kaybolmak korkusu kurtarır mı insanı kaybolmaktan?? Tıpkı soğuğun ölümü tatlı bir uykuyla getirmesi gibi öyle kolay ki insanın kendini tatlı bir uykuya bırakması. Masum, usulca gelen, güvenli, tatlı uyku...Korkuyorum biraz...Burada daha çok hissediyorum uykunun insanların çevresini sarışını. Uyku, sokaklarda insanların arasında uçuşan bir hayalet gibi. Görüyorum ve korkuyorum her yanımdan geçişinde. Bazen öyle yakınlaşıyor ki... Continue Reading →

İstanbul…

İstanbul'daki hayatımın dördüncü günü... Yeni işyerimin penceresinden Galata Köprüsü'nü ve denizi görüyorum, pencereden bağırsam köprüdeki biri sesimi duyabilir. Öylesine yakınım denize... Ben bile bu kadarını hayal edemezdim sanırım. Pencereden manzarayı izlerken, boğazı geçerken, haliçi izlerken korkuyla karışık bir keyif alıyorum. Alışmak korkusu bu... Bir gün sahip olduğunu sanmak ve gözünün önündekinin değerini yitirmek korkusu... Korkuyorum... Continue Reading →

dinginlik korkusu…

Dün sokakta yürürken birden aklıma insanın hangi noktada yaşamla bağının zayıfladığı sorusu geldi. Yaşamla, etrafında olup bitenlerle hatta kendi hayatında olup bitenlerle bağının zayıfladığı an... Son zamanlarda kendi hayatımda olanlara karşı sıradışı bir sakinlik ve soğukkanlılıkla yaklaştığımı fark etmemdi belki bu düşünceyi zihnime getiren. Sanki artık şaşıracak pek bir şey kalmamış gibi... Sonra insanın şaşkınlığını... Continue Reading →

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑